Kategori:

Bilim İnsanları

    Tuna YILDIRIM

    Che Guavera’nın gençliğini anlatan Motosiklet Günlüğü filminde Güney Amerika’yı bir uçtan bir uca gezen idealist genç doktor adayının Güney Amerikalı halklarla tanışmasını, bu tanışmaya eşlik eden eğitimli bir insanın kibirden ve üstten bakıştan arındırılmış samimi hallerini imrenerek izlemiştik. Bu şiirsel yolculuğun bir yerinde, bir nehrin içindeki küçük bir adacığa terk edilmiş lepra hastalarına ulaşmak, onları tedavi etmek için tüm kamptakileri dehşete düşüren bir adım atmış, nehri yüzerek geçmiş, hasta insanlarla buluşmuştu. Genç Guavera, ezilmiş halklardan daha ezilmiş, daha ötelenmiş, ötekileştirilmiş başka bir halk keşfetmişti. 

    Lepra hastalarına dokunulamayacağı görüşü, stigmatizasyonun en dikkate değer örnekleri arasındadır, simgeseldir. İnsanın vicdanını doğrudan duyabilmesinin, insanın kendi özüne ulaşmasının en doğru yolu en fazla itilip kakılanın yanına varmak, onunla muhabbet edebilmek, onun dertleriyle hemhal olmaktır. Bu bağlamda lepra hastalarıyla kurulan iletişim de insanlık için en önemli adımlardan biridir. 

    İlk kez 1958 yılında bir tıp fakültesi öğrencisi olarak Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nin içinde lepra hastaları için özel olarak oluşturulmuş başka bir bölümle karşılaşan ve hemen hastalardan uzak durması için uyarılan genç Türkan Saylan, ömrü boyunca bu sahnenin etkisinde kaldı. Hayatını o lepra hastalarına şifa olmaya adadı. Tıp bilgisine sahip herkesin rahatlıkla bildiği üzere lepra hastalarına dokunmanın hiç ama hiçbir bulaşıcı etkisi bulunmamaktadır. Dış görünüşlerindeki formel bozukluklar, insanbiçiminin normallerine alıştırılmış algı sahipleri için canavarları, insan olmayanı hortlatan irkiltici bir deneyim sunuyordu. Akromegali, kistik fibrozis vb. birçok hastalık da insanbiçimini bozabilmektedir. İnsan, standartlardan oluşmuş bir varlık olmadığı halde standart arayışı, ayrımcılıkla eş zamanlı süregeldi. 

    Saylan’ın leprayla mücadelesi 1976’da cildiye uzmanı olmasıyla başladı, 74 yıllık ömrü boyunca sürdü. Bu hastalığı Türkiye’de neredeyse tamamen kontrol altına almayı başaran büyük bir mücadelenin öncüsü oldu. Cüzzamla Savaş Derneği ve Vakfı, Uluslararası Cüzzam Derneği, Dünya Sağlık Örgütü’nün ilgili birimlerinin oluşturulmasında da öncü rol oynadı. 1986 yılında değer bulunduğu Gandhi Ödülü’nü Türkiye’den alan ilk kişi oldu.  

    1984 yılında Prof. Dr. Türkan Saylan’ın başlattığı ve Dr. Mustafa Sütlaş’ın başkanlığını üstlendiği “alan çalışması” Türkiye’deki lepra hastalarının sayısının ortaya çıkarılmasını sağladı. Sağlık Bakanlığı’nın 2018 yılı verilerine göre bugün Türkiye’de kayıtlı cüzzamlı hasta sayısı 570’tir.

    Ne zaman Türkan Saylan gibi bir karakter hakkında anlatılanları duysak, aklımıza ilk düşen “kahraman” sıfatıdır. Oysa dikkatli incelediğinizde örneğin Uğur Mumcu’nun, Türkan Saylan’ın ya da Louis Pasteur’ün -fark etmez- kendi işlerini en doğru biçimde yapmaya çalışan, bu uğurda bedeller ödemeyi hiç önemsemeyen insanlar olduklarını görürsünüz. Her insan gibi ikilemleri, çelişkileri, korkuları, açmazları olsa da bunları işlerine ya da sürdürdükleri mücadeleye yansıtmazlar. İşlerinin tanımı gereği yapmaları gerekenleri yapar, söylemeleri gerekenleri söyler, düşünmeleri gerekenleri düşünürler. Bu naifliği ve doğrudanlığı maalesef uzun yıllardır kahramanlık sayıyoruz. Bir yazısında bu konudaki bir anısını anlatan Prof. Dr. Türkan Saylan’ın da “kahraman ilan edilmekten” son derece dertli olduğunu görüyoruz. Sadece işini yaptığı için kahraman ilan edilmeyi saçma bulduğunu söylüyor ve niçin sizler de böyle yapmıyorsunuz diye soruyor. 

    Örneğin 12 Eylül şartlarında üç ayrı vakıf ve derneğin sorumluluğunu tek memur maaşı, her an işinden edilme, kapının önüne konulma tehlikesi ve iki çocuğuna tek başına bakma sorumluluğuyla birlikte üstlendiğinde tüm bunları hayatın getirdiği bir yük olarak görmüştü sadece.  

    Doğu Anadolu’da ve özellikle Van’da, lepra hastalığının endemik olarak görüldüğü Bahçesaray nahiyesinde, Elazığ Lepra Hastanesi’nde, Çaldıran’da, Kahta’da, Cendere deresinde, İstanbul’da kendi kurduğu Lepra Hastanesi’nde, daha sonra bir eğitimcinin Türkiye gibi bir ülkede bu şekilde yaşarken sorumluluk üstlenmekten kendini alamayacağı Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nde, aslında tek ve aynı mücadeleyi veriyordu. 

    Onun döneminde 200 binden fazla genç kızın okuması için destek sağlandı. Genç kızların okuması için attığı adımlar, yaptıkları asla unutulmayacaktır. 

    Türkiye’nin kendine özgü siyasi ikliminin tüm dezavantajlarını yüklenmiş böylesi kahramanlar için her zaman muhtemel tertip ve kumpaslardan kaçınma lüksü olamayacağını da zaten biliyordu. Ergenekon kumpası sırasında başına gelenleri, ileri evre kansere rağmen hep gülümseyerek, çevresindekilere umut olmaya özen göstererek ve ölümle dansını hiç dert etmeyip topluma olan görevlerinin muhasebesiyle ilgilenerek göğüsledi.   

    13 Aralık 1935’te dünyaya gelen Türkan Saylan, 18 Mayıs 2009’da bu dünyaya veda ettiğinde Türkiye de en anlamlı 19 Mayıs’larından birini yaşadı. Onbinlerce kişinin eşlik ettiği cenazesi, Teşvikiye Camii’nden uğurlanırken halen geçerli o kötü soru hala aynı yerde duruyor: Herkes toplumdaki görevini layığı ile yerine getirse, kahramanlara ihtiyacımız olmasa, daha iyi olmaz mı?

    TÜRKAN SAYLAN’IN YAŞAM ÖYKÜSÜ

    13 Aralık 1935 günü İstanbul’da doğdu. Cumhuriyet döneminin ilk müteahhitlerinden Fasih Galip Bey ile (evlendikten sonra Leyla adını alan) İsviçreli Lili Mina Raiman çiftinin beş çocuğunun en büyüğüdür. 1944-1946 yıllarında Kandilli İlkokulu ve 1946–1953 yıllarında Kandilli Kız Lisesi’nde okudu. 1963’te İstanbul Tıp Fakültesini bitirdi. 1964-1968 yılları arasında SSK Nişantaşı Hastanesi’nden Deri ve Zührevi Hastalıklar Uzmanlığını aldı.

    1968 yılında İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Dermatoloji Anabilim Dalı’nda Başasistanlığa başladı. 1971’de İngiliz Kültür Heyeti’nin bursuyla İngiltere’de ileri eğitim gördü, 1974’te Fransa’da ve 1976’da İngiltere’de kısa süreli çalışmalar yaptı, 1972’de doçent, 1977’de profesör oldu. 1982–1987 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Dermatoloji Anabilim Dalı Başkanlığı’nı, 1981–2001 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Lepra Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürlüğü’nü yürüttü. 1990’da oluşturulan “İÜ Kadın Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi”nin kuruluşunda görev aldı ve 1996’ya kadar müdür yardımcılığı ile Kadın Sağlığı derslerinin koordinatörlüğünü yaptı. Dermatoloji Kliniği öğretim üyesi olarak 2002 yılı sonuna kadar çalıştı ve 13 Aralık 2002’de emekli oldu.

    1976 yılında lepra (cüzzam) çalışmalarına başladı, Cüzzamla Savaş Derneği ve Vakfı’nı kurdu. 1986’da kendisine Hindistan’da “Uluslararası Gandhi Ödülü” verildi. 2006 yılına kadar Dünya Sağlık Örgütü’nün lepra konusunda danışmanlığını yapmıştır. Uluslararası Lepra Birliği’nin (ILU) kurucu üyesi ve başkan yardımcısıdır. Avrupa Dermato Veneroloji Akademisi’nin ve Uluslararası Lepra Derneği’nin üyesidir. Dermatopatoloji Laboratuvarının, Behçet Hastalığı ve Cinsel İlişkiyle Bulaşan Hastalıklar Polikliniklerinin kurulmasında yer aldı. 1981-2002 yılları arasında 21 yıl gönüllü olarak Sağlık Bakanlığı İstanbul Lepra Hastanesi Başhekimliği’ni yaptı.

    1957’de evlendi ve bu evlilikten iki oğlu oldu. Biri grafiker diğeri hekim iki oğlundan iki torunu vardır. 

    1989 yılında, “Atatürk ilke ve devrimlerini korumak, geliştirmek, çağdaş eğitim yoluyla çağdaş insan ve çağdaş topluma ulaşmak” amacı ile oluşturulan Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nin (ÇYDD) kurucularındandır ve uzun bir süre Genel Başkanlığını yürütmüştür. Bunun yanı sıra, 14 Nisan 2007 Ankara-Tandoğan ve 29 Nisan 2007 İstanbul-Çağlayan Cumhuriyet Mitinglerinin organizasyonunda ve icrasında bulunmuştur.

    Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nin dışında farklı sivil toplum kuruluşlarında da çeşitli görevlerde bulunmuş; örneğin 1990’da oluşan “Öğretim Üyeleri Derneği”ni kurmuş ve ilk dönem II. Başkanlığını yapmıştır. Ayrıca 1995’te, mezun olduğu lise için oluşturulan Kandilli Kız Lisesi Kültür ve Eğitim Vakfı (KANKEV)’nın ve yine 1995’te kurulan ‘Türkiye Çağdaş Yaşamı Destekleme Vakfı’ (TÜRKÇAĞ)’nın kurucusu ve başkanıydı.

    Ergenekon Operasyonu dahilinde 13 Nisan 2009’da, oturduğu ev ve başkanlık ettiği ÇYDD’nin çeşitli merkezlerinde aramalar yapılmış, bazı ÇYDD yöneticileri göz altına alınmış, birçok bilgisayar ve belgeye el konulmuştur. 

    Hayatının son 17 yılında meme kanseri ile mücadele eden Saylan, 18 Mayıs 2009 tarihinde saat 04.45’te vefat etti. Vefat ettiğinde gönüllü kuruluş olarak ÇYDD’nin Genel Başkanlığını, TÜRKÇAĞ ve KANKEV Vakfı Başkanlığı ile Cüzzamla Savaş Derneği ve Vakfı Başkanlığı’nı sürdürmekteydi.

    0 yorum 284 kez görüldü
    0 FacebookTwitterEmail

This website uses cookies to improve your experience. We'll assume you're ok with this, but you can opt-out if you wish. Kabul Devamını oku...